"makaleden öte haberden önemli yazı"
somun | 19 Şubat, 2008 03:54
"makaleden öte haberden önemli yazı"
'Kanun-ı esasi Kur'an-ı azim ü şandır'
Neden ve nereye kadar AKP?
Avni Özgürel
23/01/2008
radikal gazetesi
Önce iki anlamlı günü hatırlatmak istiyorum.
İlki 23 Nisan 1920. Yer: Ankara...
Müdafayı
Hukuk cemiyetlerince seçilen 115 mebus, Mustafa Kemal'in isteği üzerine özellikle cuma
gününe denk getirilen merasimle BMM çatısı altında bir araya geldi.
Hacı Bayram Camii'nde
kılınan cuma namazını takiben okunan hatim duası sonrasında eller üzerinde taşınan
Sancak-ı Şerif ve Hilye-i Şerif'le meclis binasına gelindi...
Aynı anda yine Mustafa Kemal'in
yayımladığı genelgeye uyularak yurdun dört bir köşesindeki tüm camilerde sala verildi, hatm-ı şerif, Buhari ve mevlid okundu...
Oturum açıldığında kürsünün ardındaki levhada
'İşlerinizde
meşveret ediniz'
ayeti yazılıydı...
Hatırlatmak istediğim ikinci özel gün 7 Şubat 1923.
Yer: Balıkesir, Zağnos Paşa Camii...
Milli Mücadele'nin kazanıldığı, herkesin zihninde
' Bundan sonra ne olacak'
sorusunun olduğu,
cumhuriyetin ilanının sekiz ay öncesi.
BMM Başkanı sıfatıyla Mustafa Kemal, metni üzerinde
büyük din âlimi Hasan Basri Çantay'la birlikte çalıştığı cuma hutbesi için kürsüdedir.
Besmeleyle başlar sözlerine. Hutbenin üçüncü cümlesi şudur:
'Kanun-ı esasi Kur'an-ı azim ü şandır'
Bu iki günün havasını aktarmaktan maksadım Cumhuriyet'in modernleşme projesi tatbike
konulduğunda doğan tereddüdün ve kabaran itirazların durup dururken meydana gelmediğine işaret etmek içindir...
O günlerin ortamında karşı çıkışların, muhalefetin nasıl susturulduğu sır değil...
Ancak aradan
bunca yıl geçtikten sonra da modernleşme projesiyle ilgili bir değerlendirme yapılırken
'dayatma' sözcüğünü kullanan kişi, sözünün önü ardı dinlenmeye gerek görülmeksizin Atatürk
aleyhtarlığıyla suçlanır.
Oysa yapılanların mahiyetiyle değil yöntemiyle alakalıdır bu hüküm
ve cümle âlem bilir ki doğrudur...
Cumhuriyet'in ilanı yanlış mıdır, saltanat devam etmeli miydi? Hayır...
Türkiye'nin
İngiltere'dekine benzer bir yapı içinde saltanat makamının muhafaza etmesi romantik bir
düşünce olarak bugün dinlenebilir görünse de, akıl, ne 1920'lerin ne sonrasının şartlarında
bunun gerçekçi bir fikir olmadığını kabul eder. Aynı durum devrimler süreci için de
geçerlidir...
***************************************************************
Hilâfetin kaldırılması meselesine gelindiğinde de 6 Mart 1924 tarihli 431 sayılı
yasanın birinci maddesinde kaldırılanın sadece makam olduğu açıkça ifade edilir:
'Hâlife hâlledilmiştir.
Hilâfet, hükümet ve cumhûriyet mânâ ve mefhûmunda esâsen mündemiç
olduğundan Hilâfet makamı mülgâdır.'
***************************************************************
Bu düşünce kanunun BMM'de müzakeresi sırasında mebusluğu yanında fıkıh âlimi olan Seyyid
Hoca tarafından yapılan konuşmada ifade edildikten başka, konu üzerinde son konuşmayı
yapan İsmet İnönü'nün
'Tereddüdün hilafetin ilgası noktasında değil, dini açıdan ve kararın
halk tarafından nasıl karşılanacağı meselesinden kaynaklandığı, oysa İslami kurallar aynen
korunacağı için böyle bir endişeye mahal bulunmadığı' ifadesinde de vurgulanmıştır...
Bunları anlatmaktan maksadım, bugün yaşadığımız sancının temelinde halkın Cumhuriyet'in
modernleşme projesine itirazının değil, değişimin devlet katından halk katına tebliğ
anlayışıyla indirmesinin yattığıdır.
Ve şimdi, din eğitimi, türban meselesi, Kürt sorunu vs.
dahil pek çok konuda Atatürk'ün liberal düşüncelerinin isyanlar sebebiyle alınmış olan inzibati tedbirler yüzünden hayata geçirilemeyişinin sancısını çekmekte olduğumuzdur..
Bunun kanıtı da yapılan bütün anketlerde 'Şer'i bir düzene geçilmesinden yana mısınız'
sorusuna toplumun ezici bir çoğunluğun
'Hayır'
cevabı vermiş olmasıdır...
AKP'ye vücut veren düşüncenin arka planını bilemem, ama kanımca Tayyip Erdoğan
çevresinde kenetlenen kadronun zihinlerinde ne olursa olsun bu noktada tarihin kendilerine
yüklediği misyonu ifa ettikleri söylenebilir diye düşünüyorum.
Türkiye med ü cezir yaşamaktan yorgun...
Ve sorun, ne İslam, ne laiklik, ne Atatürk.
Mesele yola çıkarken şartların farklı olmasından dolayı tutulamayan orta yolu yakalamak.
***************************************************************
Hilâfetin kaldırılması meselesine gelindiğinde de 6 Mart 1924 tarihli 431 sayılı
yasanın birinci maddesinde kaldırılanın sadece makam olduğu açıkça ifade edilir:
'Hâlife hâlledilmiştir.
Hilâfet, hükümet ve cumhûriyet mânâ ve mefhûmunda esâsen mündemiç
olduğundan Hilâfet makamı mülgâdır.'
***************************************************************
Posted in
1 dolar 1 TÜRK LİRASI .
Yorum: (0).
Trackbackler:(0).
Bağlantı
«Sonraki Yazı |
Önceki Yazı»



