|
Avrupa laikliği entegrasyona engel
Avrupa'nın İslam'ı
entegre etmeyi başaramamasının nedeni otoriter laikliğe bağlılığı. Laik
Avrupa devleti hayatın her alanını kontrol ediyor ve özellikle din
kısıtlanıyor. Göçmenlerin kimliklerinin esasen dini olan yapısını
reddeden bu 'liberal-eşitlik' modeli, sonuçta 'laik aynılığı' dayatıyor
20/02/2008 (3 kişi okudu)
Phıllıp Blond
Adrıan Pabst
Anglikan
Kilisesi Başpiskoposu Rowan Williams, Britanya'nın şeriat hükümlerini
bazı alanlarda kabul etmesi gerektiğini söyleyerek muazzam bir
tartışmayı ateşledi. Oysa Britanya'da yaşayan 1,8 milyon Müslüman'ın
dini pratik ve inançlarını Britanya yasalarına entegre etmek gibi
zararsız bir niyet içindeydi.
Ne var ki başpiskoposun Müslümanlara, laik ortak yasalar haricinde
İslami mahkemelerde ayrı bir yargı seçeneği tanınması önerisi, onlara
başka diğerlerine başka yasa isteği gibi algılandı. Bu kışkırtıcı fikir
(sonradan Willams tarafından düzeltildi) devlet içinde devlet
yaratılacağına dair öfkeyle, şeriata verilecek her türlü iznin,
şeriatın daha aşırılık yanlısı yönlerine de yol açacağına yönelik bir
korku doğurdu. Ne yazık ki medya fırtınası arasında asıl mesaj kaybolup
gitti. Oysa aslında, laik devletin otoritesinden ve bunun genelde dini
azınlıklar, özelde Müslümanlar üzerindeki etkisinden bahsedilmekteydi.
Kamu yararı zedelenmemeli
Zira Williams'ın gerçek hedefi gitgide otoriterleşen modern liberal
devletin din karşıtı yapısıydı. Militan laiklik Fransa'da başörtülerini
ve duvara asılan haçları yasakladı. Britanya, evlat edinmek isteyen
aynı cinsiyetten çiftleri seçmediği için, 'Roman Katolik evlat edinme
kurumları'nı yasakladı. Laik İtalyan solcular ifade özgürlüğü adı
altında, Papa 16. Benediktus'un Roma'daki La Sapienza Üniversitesi'nde
yapacağı konuşmayı engelledi.
Williams'ın vicdan özgürlüğüne ilişkin haklı dini kaygıları,
aslında Batı'nın göreceliliğe dayanan ve saldırganlaşan laik kültür
içinde büyüyen ve yabancılaşan dindar Müslüman azınlığın entegre
edilememesinin doğuracağı sonuçlardan duyduğu kaygıları yansıtıyor.
Ancak başpiskoposun önerdiği çözüm 1960'ların liberal
çokkültürlülüğünün hatalarını tekrarlıyor. Aynı mekânı paylaşsa da ayrı
hayatlar süren cemaatler fikrini yeniden öne sürmekle, farkında olmadan
ayrımı güçlendiren ve 'tüm vatandaşları bağlayan kamu yararı'na dair
anlayışı kıran bir senaryoyu onayladı.
İslam'ın laik demokrasilere entegre edilmesi, tüm Batı dünyasının
karşısına dikilmiş ciddi bir sorun. Maalesef mevcut laik entegrasyon
modellerinde sıkıntılar var. Çokkültürlülüğün Britanya ve Hollanda
modelleri tüm vatandaşlara eşit hak sağlamayı umuyordu, ne var ki iki
ülke de dine dayalı kültürel bağlılığı terk etmekle, çoğunluk ve
azınlığın paylaşabileceği en önemli aracı kaybetti. Almanya Hıristiyan
mirasından, kimliğini etnik açıdan ele alabilmek için uzak durdu. Her
ne kadar sosyoekonomik hakları cömertçe dağıtsa da, Alman modeli
Müslüman 'misafir işçiler'e vatandaşlık vermeyi ve sivil hayata
katılımlarını reddetmeyi sürdürüyor. Fransa'da cumhuriyetçi idealler
göçmenler açısından çekici olsa da, laiklik, kimliklerinin esasen dini
olan yapısını inkâr ediyor. Fransız modelinin dine yer vermeyi
reddetmesi, Fransız kimliği kavramının genişletilmesini de engelliyor.
Tüm Avrupa modellerinin sorunu şu ki, laik yasayı dini ilkelerin
üzerine ve karşısına oturtuyorlar. Tarafsızlık ve hoşgörü sağlamak
şöyle dursun, laik Avrupa devleti hayatın her alanını kontrol edip
yasaları belirleme hakkını kendisinde görüyor ve devlet kısıtlamaları
özellikle din üzerinde uygulanıyor. Kanunen laiklik, her türlü rakip
egemenlik veya meşruiyet kaynağını yasadışı sayıyor. Siyaseten laiklik,
kamusal tartışma ve karar alma mekanizmalarında dine bir önem vermeyi
reddediyor. Kültürel açıdan laiklik, kendi norm ve standartlarını diğer
tüm inanç sistemlerine dayatıyor. Sonuçta liberal eşitlik vaadi, laik
aynılığın dayatılmasından başka bir şey olmuyor. Bu durumda çağdaş
liberalizm dinlere kendi özerkliklerini veremiyor.
ABD'yse, bireysel hakların yanı sıra dini cemaatlerin özerkliğini
de taahhüt eden bir devlet himayesi altında, dinin kamusal ifadesine
izin veren güçlü bir vizyon sunuyor. ABD'deki azınlıklar ayrımcılığa
maruz kalmış olsa da, ülkenin dini entegrasyon modeli dini, aşırı
devlet müdahalesinden koruyor. Dolayısıyla devlete bağlılığınızla
inancınıza bağlılığınız çatışmak zorunda kalmıyor. ABD'deki
Müslümanların Avrupa'dakilerden daha az yabancılaşmış görünmesinin
nedeni belki de bu. Avrupa'nın Aydınlanma anlayışı devleti dinden
korumaya çalışırken, Amerikan sisteminde dini devletten koruma
çabasının bu durumda etkisi var.
Hıristiyanlığa dayalı yeni anlaşma
Sonuçta Avrupa'nın İslam'ı entegre etmeyi başaramamasının gerçek
nedeni laikliğe bağlılığı. Batı Avrupa dini azınlıkları başarıyla
kapsamayı sadece dinle yeni bir anlaşma yaparak becerebilir. Laik
liberalizm bu sonucu elde etmeye yetmiyor. Çelişki şu ki, diğer
inançların kabul görmesi için Avrupa'nın din geleneği Hıristiyanlık da
'canlanmalı'. Laik ideolojilerin yapamadığını yaparak, insan idrakını
aşan ancak ussal anlayış ve tartışmaya açık olan bir objektif gerçeği
kabul etmekle, sadece Hıristiyanlık diğer dinleri ortak Avrupa
projesine entegre edebilir.
Williams laik çokkültürlülük kisvesi altında dini savunmaya
çalışacağına, Hıristiyanlık'la ulaşılacak din çoğulculuğunu
savunmalıydı. Müslümanların çoğunlukla karşı çıktığı şey inanç
farklılığı değil, inancın Avrupa bilincinde hiç yerinin olmaması. Bu
nedenle Hıristiyanlığın Avrupa'da canlanması bağnaz bir proje olmaktan
ziyade, Müslümanların siyasi entegrasyonu ve dinlerin barış içinde
birlikte var olabilmesini sağlayabilecek tek temel. (Cumbria
Üniversite'sinde öğretim üyesi/Nottingham Üniversitesi'nde öğretim
üyesi, 14 Şubat 2008)
|