Kutsal ittifaka ne oldu?
Avni Özgürel
20/02/2008 (10 kişi okudu)
AKP daha dün diyeceğimiz kadar kısa zaman
öncesine kadar merkez medyada basın tarihimizde eşi menendi olmayan bir
desteğe sahipti; iş/sermaye muhitiyle de arasında benzersiz bir ittifak
vardı. Şimdi ise dünün alkışçı taifesi 'Bizden buraya kadar' diyor!
Sebep ne dediğinizde işaret edilen şey türban!
İnsan ister istemez bir 'esere', bir 'müessire' bakıp 'acaba' diye
sormak ihtiyacını duyuyor. Öyle ya; bu konu yeni ortaya çıkmış değil.
AKP can ü yürekten desteklenirken onun türban konusundaki tavrı, talebi
biliniyordu.
Dilin altındaki baklaların ilkinin üzerinde 'AKP altı sene
zarfında muhafazakârlık iddiasını sadece dilinde gezdirmiş, fiiliyatta
hiçbir şey yapmamışken aniden türban meselesini gündeme getirdi...'
yazıyor. Kabul etmek lazım, böyle düşünenler haklı. Gerçekten de
AKP'nin altı sene zarfında dini duyarlılık sahibi olduğu iddiasını akla
getirecek somut bir icraatı olmadı. Amerika'ya sert çıktı ama
uygulamada ABD'yle canciğer kuzu sarması olma arzusu dışında bir yol
izlemedi. Lafta İsrail'e demediğini bırakmadı; fakat İsrail'le
işbirliği hiçbir zaman AKP dönemindeki kadar yakın olmadı. Para/faiz
konularında, Hıristiyan dünyayla ekonomik bütünleşmede, AB'ye üyelik
meselesinde bayrak hep AKP'nin elinde oldu. Aynı kadro işlerin biraz
sıkışık ve karışık olduğu noktada çıkıp 'türban' deyince neye
uğradığını şaşırdı 'Tayyip çok yaşa'cılar!
Dil altındaki baklaların ikincisinin üzerinde 'CHP' yazıyor. Nedir
bunun manası derseniz, benim lugatımdaki açılım şu: Seçimle iktidara
gelme ümidini kaybetmiş muhalefet partisi!
Ne ekonomik kriz, ne ordunun darbe yapma ihtimali, ne şu, ne bu.
Kanımca Türkiye demokrasisini tehdit eden birinci mesele bu. Partililer
dahil hiç kimse CHP'nin seçimle iktidara gelebileceği inancına sahip
değil.
İşte AKP'yi cesaretlendiren -kimilerine göre pervasızlaştıran-
buna karşılık Türkiye'nin geleceğini Batı dünyasıyla entegrasyonda
gören sermaye gruplarını endişelendiren tablo bu.
Biraz daha açayım. İş muhiti AKP'yi alkışlıyordu alkışlamasına
ancak Türkiye'yi hedefe onun taşıyacağına inanmıyor, AKP'nin dini
sahada özgürlük alanının genişlemesini sağlamak adına AB projesine ümit
ve hevesle yaklaşması sayesinde, Müslüman kitlelerin Batı'yla
bütünleşme konusunda gösterdiği psikolojik direncin kırılacağını,
ayrıca 'havuç/sopa' siyasetiyle AB yolunda ciddi mesafe alınabileceğini
hesap ediyordu. Yani bir tür 'stepne'ydi AKP iş dünyasının ve bir grup
aydının gözünde. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Proje ve politika
üretemeyen muhalefette erimenin önüne geçilemedi, demokratik süreci
zorlayacak çıkışlar yapmanın ordunun itibarını zedelediğini gören
Silahlı Kuvvetler müdahale etmekte isteksizleştiğini gösterince, AKP
siyaset sahnesinde alternatifsiz 'tek parti' haline geldi. Buna
Başbakan'ın üslubundaki sertleşme de eklenince tablo sermaye
çevrelerine ürküntü vermeye başladı.
Ürküntünün bir sebebinin rejimin geleceğine ilişkin kaygılar
olduğu söylense de esas korkula-rın AKP'nin kaş yapayım derken göz
çıkarması olduğunu düşünüyorum. Yani hükümetin Türkiye'yi oturttuğu
kritik ekonomik dengenin bozulmasına sebep olacak bir aculluk yapmak
suretiyle sebep olabileceği muhtemel kayıplardan rahatsızlığın kutsal
ittifakı zedelediğini düşünüyorum.. Bunun göstergesi türban eksenli
tartışmada ne basından ne iş muhitinden kimsenin çıkıp 'Yasak devam
etsin' dememiş olması. Başbakan'ın öfkelenmesine karşın özellikle
merkez medyada itirazların bu girişimin 'isabetsiz' değil 'zamansız'
olduğu, 'uzlaşma sağlanabilecekken dayatma üslubuyla gerçekleştirilmeye
çalışılmasından rahatsız olunduğu'nun ifade edilmiş olması anlamlı.
Sular durulur, hasar onarılır mı derseniz, cevabım 'ateş-kes'
manasında evet. Zira yukarıda ifade etmeye çalıştığım gerçek hâlâ iş
dünyasının ve medyanın önünde duruyor. Muhalefetin seçimle iktidara
gelme ümidini kaybetmiş olduğunu gördükten sonra geri adım atmayıp da
ne yapacaklar?
|